28 Şubat Mesleki Eğitimi Silip Süpürdü: Çok Kötü Kaybetmişiz

28 Şubat Mesleki Eğitimi Silip Süpürdü: Çok Kötü Kaybetmişiz

Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarını bünyesinde barındıran İstanbul Sanayi Odası ‘(İSO), ülke ekonomisine yön veren ender kuruluşlarından biri. Yaklaşık üç yıldır İSO Başkanı Erdal Bahçıvan ile gündemdeki konuları konuştuk. Sanayicinin beklentilerini, istihdam ile eğitim ilişkisi, Türkiye’nin yeni reform takvimini ve kürüsel gelişmeleri konuştuk.

Öncelikle sanayiden başlayalım istiyorum. 2015 büyümesi % 4 civarında dengelenecek gibi görünüyor. Sizce nerede durur?

3,5 ile 4 arası bir rakam olacağını tahmin ediyorumb. Son 3 aylık sanayi rakamlarına baktığımız zaman sanki 3,5’in üstünü biraz daha zorlayacak bir rakam olacak gibi gözüküyor. Ki bu, yeni yıla girerken ki beklentilerin üzerinde. Bununla ilgili herkesin beklentileri ilk başta çok daha karamsardı çünkü. Ama özellikle üçüncü ve son çeyrekte gelen olumlu seyir… Martın ikinci haftası, bir aya kalmadan zaten göreceğiz. Orada 3,5 ile 4 arasında bir rakamla herhalde…

NİTELİKLİ 4’Ü İÇİ BOŞ 8’E DEĞİŞMEM

1 Kasım seçimi sonrası sanayinin performansı dikkat çekici. Siz de aynı kanaatte misiniz?

Tabii bizim gönlümüz sürdürülebilir ve kaliteli bir büyümeden yana. Burada sadece yüksek bir rakama odaklanıp ama içini tamamen üretim, yatırım dışı kalemlerle; tüketimden, finansmandan, ithalattan, inşaattan doldurduğunuz zaman bu 7-8 de oluyor. Önemli olan tabii kaliteli, nitelikli ve sürdürülebilir bir büyüme programının olması.

Tabii ki rakam önemli. Yani 5, 7, 8… Kulağa hoş gelen rakamlar ama bunların içeriği ve paketin içindeki nitelik noktasına da artık mutlaka dikkat etmemiz gereken bir dönemdeyiz. İçi dolu ve bize yarınlara yönelik güven veren bir 4’ü ben, içi boş, bir iki sene sonra başka sorunlar doğuracak bir 8’e tercih ederim. Tabii bu demek değil ki hepsi 4’te gitsin ki Türkiye’nin mutlaka 4’ün üstünde büyüme hedefi olması lazım.

Kasım 2014-Kasım 2015 döneminde Türkiye 802 bin kişilik yeni istihdam yaptı. Bu performans tatmin edici mi?

Tabii ki küçümsenmemesi gerekiyor. Hele bir de az evvel de söylediğimiz gibi dünyanın ve Türkiye’nin bu kadar zorluklarla boğuştuğu bir ortamda Türkiye’nin bir milyona yakın insana yeni iş buluyor olabilmesi önemli bir başarı. Baktığımız zaman ne yazık ki işsizlik hala çift hanelerde. Ne yazık ki üniversite mezunlarımız içinde bile hala daha çok ciddi anlamda bir işsiz sayısı var.

MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜ DE ÖNEMLİ

Türkiye’deki istihdam ve işsiz profiline baktığımız zaman, bir de madalyonun bir yüzünde işçi arayan, eleman arayan, yeteri kadar kalifiye eleman bulamayanlar var. İşçi sayısını çok net ölçebiliyoruz. Ama arzu ettiği elemanı bulamama sayısını, arzu ettiği elemanla buluşamama sayısını ölçen bir parametre yok. Türkiye’de rakamsal olarak iş bulamayan üniversite mezunu gençlerimizin sayısı ne kadar kesif ise, öbür tarafta da yeteri kadar kalifiye eleman bulamamaktan dolayı mustarip olan bir o kadar işyeri var, işveren var. Türkiye; elindeki en büyük sermaye olan gençlerini mevcut iş ihtiyaçlarına göre yönlendiremiyor.

SIFIR YETENEKLE GELİYORLAR

Özellikle ara eleman noktasında kalifiye olmayan insan sayımız çok. Daha erken işgücüne dahil olabilecek, çalıştığı işyerine de çok daha verimli, artı değerler üretebilecek elemanlar belki farklı farklı eğitim kurumlarından geçtikten sonra dönüp dolaşıp işyerine giriyor ama sıfır birikimle, sıfır yetenekle geliyorlar. O işyeri kendi imkanlarıyla o elemana o yeteneği kazandırıyor. Bunun için Türkiye’nin işgücü noktasında, özellikle eğitilmiş işgücü noktasındaki denklemi çok hızlı ve seri bir şekilde çözmesi gerekiyor. Hizmet sektöründe, turizmde ve sanayide bu yaşanıyor. Uygun işle uygun insanı buluşturamama noktası Türkiye’nin çok ciddi bir verim kaybı.

SANAYİCİ, BU SIKINTIYI BİREBİR YAŞIYOR

Bu sorun o kadar yaygın ki artık İŞKUR, meslek örgütleriyle eğitim programları yapıyor. İnsanları eğitmeye çalışıyor…

Evet ama bu gündem masaya artık çok güçlü bir şekilde gelmiş vaziyette. Bunun artık ciddi bir sıkıntı olduğu, bu sıkıntının çok ciddi anlamda bir kaynak israfına neden olduğu ve Türkiye’nin çözmesi gereken en önemli konu başlıklarından bir tanesinin bu olduğu kesin. İşte, meslek liseleri bu konudaki en önemli gündem başlığı. Biz kendimiz de İstanbul Sanayi Odası olarak bu konuyu bire bir, pratikte yaşıyoruz.

28 ŞUBAT SİLDİ SÜPÜRDÜ

Ne yazık ki baktığınız zaman görüyorsunuz ki meslek liseleri şu anda toplumun adeta demode olmuş, insanların hiçbir şekilde gönülle arzu etmedikleri bir eğitim birimi. Aslında doğru kullanabilsek, burası hem işsizliğe, hem de kalifiye işsizliğe çok güçlü bir çare olabilecek olan en güçlü eğitim noktaları. Özellikle maalesef bu 28 Şubat’tan sonraki süreçte yaşanan gelişmeler, yani bir zamanlar Türkiye’nin en güçlü eğitim ocağı olan o yapıyı sildi süpürdü. Yani bir ormanı, maalesef içine girince çok daha net görüyoruz ki yok etmişiz.

Bu düzenleme yapıldığında, ailelerde “Benim çocuğum işçi mi kalacak. Meslek lisesine gidip sanayinin çarkında mı ezilecek!” gibi bir endişe oluştu. Meslek liseleri bununla ötelendi mi?

Hor görüldü, evet. Üretim orada var ama ne yazık ki işte o 28 Şubat sürecinde Milli eğitimde yapılan o ölçüsü kaçırılmış hareket tarzı, hem de vatandaşımızın, insanlarımızın son yıllardaki algılaması, veli profilindeki bu algılama meslek lisesine çocuk göndermeyi adeta ikici, üçüncü ligde çocuk okutmak gibi bir görüntü… İnşallah bu konuda olumlu bir takım hareketler olacak ama çok kötü kaybetmişiz yani. Hakikaten bu meslek liseleri kalitesi ve meslek liselerinin yeterli seviyede eleman yetiştirme noktasındaki o fırsatı çok kötü kaybetmişiz. Çünkü mutsuz ve yorgun bir ketli oluştu.

Yeni asgari ücreti kabullendik

Sanayiciler vergi yükünü ağır olduğunu söylüyor. Buradaki eleştirilerin yoğunlaştığı noktalar neresi?

Burada tabii endirekt vergiler Türkiye’nin, özellikle sanayicinin rekabet gücünü en çok etkileyen temel faktörlerin başında. Yani bugün başta enerji olmak üzere, üretim üzerindeki endirekt maliyetlerin yüksek vergi yükü… Yani bugün bir tüketicinin enerjiye ödediği vergiyle sanayicinin ödediği verginin aynı olması tabii ciddi anlamda sizi rekabet noktasında olumsuz etkileyen temel faktör. Bugün enerjiye bağlı sektörlerde bunu fazlasıyla görüyorsunuz. Personel noktasında, en son asgari ücrette yaşıyoruz, istihdamdaki vergi yükünün tamamının sanayici üzerinde olması sizi rekabet noktasında etkileyen temle faktör.

Biraz duruldu gibi o tartışma, değil mi?

Yani tabii, kabullenildi artık. Duruldu derken, kabullenildi. Orta noktada bir teşvik paketinde buluşuldu. Sadece asgari ücreti görmek, Türkiye’nin iş hayatında, çalışma hayatındaki problem, yegane sorun oydu, bu da çözüldü demek yanlış. Bu işi bir tek asgari ücret olarak görmemek lazım.

Beklediğimiz reformlar var

-İşte, şu anda inşallah çözümüne yaklaşılıyor diye düşündüğümüz kıdem tazminatı yükü. Esnek çalışmanın mutlaka Türk iş hayatına girmesi. -Türk kadının çalışma hayatındaki, ileriki dönemlerde kadın istihdamını düşürmesinden endişe ettiğimiz türdeki sıkıntıların kaldırılması. -Mahkemelerdeki ne yazık ki işçi lehine, artık lehinden de öteye, işvereni istismar edecek boyutta uygulamalardaki hukuki düzenlemelerin yapılması. -Avukattı, doktordu, mahküm, tutuklu gibi, zorunlu iş alanları sanayicinin üzerinden kaldırılmalı.

Yönetimde inovasyon şart

Türkiye’deki şirket yapısına baktığımızda aile şirketleri mi daha başarılı yoksa profesyonel eliyle yürütülen veya profesyonellerin daha etkili olduğu şirketler mi daha çok başarılı?

Vallahi bu zor bir soru. Yani ne yazık ki Türkiye’de hala daha aile şirketlerinin profesyonelleşmeye dönüşüm noktasında çok güçlü başarı kazanma örnekleri bir elin parmağı kadar. Aslında en büyük inovasyon bu belki de. Zaten yani inovasyon diyoruz ya biz? Türkiye’nin yönetim inovasyonu, şirket yönetimi inovasyonu, finans yönetimi inovasyonu. Yani inovasyonu sadece bir kalemin şeklini değiştirmek, kalemin türevini değiştirmek, fonksiyonunu değiştirmek olarak görmemek lazım. Asıl inovasyon hayata bakış, işin yönetimine bakış anlamındaki farklılıkların ve değişimlerin doğru modellerin nasıl yapılacağı noktasında gizli.

Hükümetimiz eleştiriye açık

İş dünyası reform paketinin hızlıca tamamlanmasını bekliyor. Hükümetin b konudaki performansını nasıl buluyorsunuz?

Hakikaten, ne olursa olsun Türkiye’nin bu kadar üzerine yatırım yaptığı, bu kadar yıllardır inandığı Avrupa Birliği projesinin de önümüzdeki dönemde tekrar canlanıyor olması, en azından bazı fasılların tekrar gündeme geliyor olması… Yani kabul etmemiz lazım ki Türkiye-AB ilişkilerinin hikayesi çok güçlü bir hikaye. Üye olsak da olmasak da AB yolunda atacağımız her reform adımı bizi dünyanın bakış açısında olumlu noktaya getirecek önemli adımlar. Yani o konuda Allah için, programların tartışılması, eleştirel bakış açısı, birlikte yol alma konusunda hiçbir sıkıntımız yok.Yani sizin yapıcı her türlü tenkitiniz, yapıcı her türlü tavsiyeniz fazlasıyla şu anda müşteri buluyor. Allah için bunu söylemek durumundayız.

Sanayicinin üretme aşkı delice bir kahramanlık

Geçen yıl büyümeye büyük katkı veren sanayinin bu seneki performansı nasıl olur? Sizce sanayi hala kazandırıyor mu?

Bugün kısa vadeli bir bilanço mantığıyla baktığımız zaman; alternatif sektörlerle arasındaki getiri makasında ne yazık ki sanayicinin eşdeğer bir para kazanması mümkün değil. Ve bu nedenle zaten Türkiye’de insanların mevcut sanayi işlerini güçlendirme noktasında bir çekince var. Ailelerin ikinci, üçüncü nesillerinde sanayiye olan ilginin azaldığını çok acı bir şekilde görüyoruz. İçinde ulunduğumuz şartlar, riskler, zahmetler, mücadeleler bu verilenlerin karşılığının ne yazık ki gelmediği bir sanayi resmi ortaya oyuyor.

Finanstaki sıkıntı, müşteri bulmadaki sıkıntı, elemandaki sıkıntı, bürokratik sıkıntı.. Yani bunların hepsini, kendini yenileme noktasındaki yetersizlik, yetersiz teşvik kaynakları… Bu nedenle işin reel getirileri tarafında, koymuş olduğunuz zahmetle getirisi arasında bir fedakarlığın olduğu çok net gözüküyor. Ama ne var? İşte orada üretme şevki var, üretme aşkı var. Ne mutlu ki bu ülkede hala daha, bütün bu karşılaştırmaları analizlerle, alternatif sektörlerin getirmiş olduğu artı değerlere rağmen, yani bir insan sanayicilik yapıyorsa bu bir kahramanlıktır… Bunu ben söylemiyorum, Sanayi Bakanımız söylüyor. Alnından öpülecek olan bir şey. Hakikaten yani bugün bu ülkede sanayicilik yapmak büyük bir fedakarlık ve delice bir kahramanlık. Yani bu kelimeyi de özellikle söylüyorum ama burada aşk var, şevk var, ruh var…

En kötü zamanda % 3 büyüdük

Çin; büyümesi % 7’nin altına düşünce tedirgin oluyor. Bu Türkiye’nin daha yüksek rakamlarla büyüme ihtiyacını ortaya koymuyor mu?

Son yıl da gösteriyor ki Türkiye bütün zorluklara rağmen, bir büyüme refleksini oluşturabilmiş bir toplum. Herkes 3’ü bile zor geçeriz derken oradan buldu, buradan buldu, bu toplum yine 3,5 ile 4 arası, az evvel de konuştuğumuz gibi bir büyümeyi 2015’te bir şekilde başardı. Demek ki bizim en zor senemiz, en istikrarsız, en zorluklarla boğuştuğumuz sene dahi bizi artık 3’ü bir şekilde getiriveriyor. Yabancılar da bunu artık çok net kabul ediyorlar ki en olumsuz dünya koşullarında da Türkiye’nin kendine özgü en olumsuz koşullarda da bu ülke bir büyüme genini toplumda oluşturuyor.

Geçtiğimiz krizlerde de oldu. 2008 krizinde de bu yaşandı…

Türkiye 4’lük bir büyümeyi öyle veya böyle, bir sene olmasa da ikinci sene ortalamasını buluyor, çıkartıyor. Onun için bizim artık büyümenin kalitesi noktasında odaklanmamız gereken dönemi oluşturmamız lazım. Zaten hükümetin de oluşturduğu, hükümet programında da, ortaya konmuş olan dönüşüm programlarında da sevinerek görüyorum ki bu artık temel hedef ve temel arayış noktası olmuş vaziyette.

İbrahim Acar 

Okur YORUMLARI

Bu habere ilk yorumu siz yapmak istermisiniz? İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ